Dünya, Covid-19 virüsünün yeni varyantı ile mücadele ederken bir yandan da iklim ve sağlık krizinin yarattığı zorlukları aşmaya çalışıyor. İklim krizi sonucu yaşanan kuraklık, tarım ve sulama alanlarını yok olma noktasına getirirken, küresel iklim kriziyle mücadelede atılan adımlar başka bir soruna neden oluyor. The Economist dergisinin “kıtlık ekonomisi” olarak tanımladığı bu dönemde kahveden kömüre, oyuncaktan otomobile ilaç başta olmak üzere birçok sektör kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye ise iklim krizinin yol açtığı kuraklık nedeniyle tarım ve sulamada sorunlar yaşıyor. The Economist dergisinde yayınlanan “Dünya ekonomisinin ‘kıtlığı’ sorunu” başlıklı yazıda, pandemi döneminde küresel ölçekte alınan kapatma önlemlerinin sonuçları incelendi. Haberde, alınan tedbirlerden iş hayatının büyük ölçüde etkilenmesine rağmen dünya genelinde milyarlarca insanın mevcut borçlarının azaldığı, hükümetlerin kemer sıkma politikasıyla daha kontrollü hale geldiği ve şirketlerin bu tedbirlerle yerlerini korumaya çalıştıkları belirtildi. yatırımdan kaçınmak. Ancak, tüketicilerin bir “kükreme” ile geri döndükleri görüldü. Piyasadaki canlanma, şüphesiz dünya çapında toplam 10 trilyon dolarlık teşvik paketleri tarafından tetiklendi. Bu durum piyasanın normalden daha hareketli olmasına ve enflasyonun yükselmesine neden oldu. Üreticiler daraldı ve yeniden örgütlendi, bu sefer aşırı bir tüketim artışıyla karşı karşıya kaldı. Öte yandan, yükselen enflasyon nedeniyle yatırımcılar kabus görüyor. İmalat sektörü ve küresel ulaşım ağları iş başındayken, kısıtlamalar sonrasında yaşanan sorunların çözümünün kolay olmayacağı anlaşılıyor. Uzmanlar, bu sürecin nedenlerini sıralayarak, Covid-19 sonrası talep artışına, iklim krizine ve gelişmiş sanayi ülkelerinin iç piyasaya yönelik korumacı tavrına dikkat çekiyor. Özellikle Paris İklim Anlaşması sonrasında karbon oranlarını düşürmek için termik santraller ve fosil yakıtlara getirilen kısıtlamalar, petrol fiyatlarının yüzde 60 oranında artmasına neden oldu. Bu, nakliye maliyetlerinde büyük bir artışa neden oldu. Kısıtlamalar ve işten çıkarmalar nedeniyle limanlardaki personel eksikliği sektörü yavaşlattı; Bu yavaşlık gıda üreticilerini zor durumda bırakıyor. Örneğin Asya ve Avrupa’da yükselen doğalgaz fiyatları, İngiltere’de kamyonları bıraktı. Bu durum piyasalara yansıdı ve fiyatların yükselmesine neden oldu. Benzer bir durum Amerika Birleşik Devletleri’nde meydana geldi; Market raflarındaki boşluk ciddi bir krize dönüştü. Çin ise Paris İklim Anlaşması uyarınca fosil yakıt tüketimini en aza indirmek için çalışmalara başladığını ve 2060 yılına kadar sıfır karbon oranına ulaşacağını duyurdu. Artan tüketici talebi, Çin artan enerji ihtiyacını karşılamak için enerji tasarrufuna yöneldi ve onlarca ilde elektrik kesintileri başlattı. Bu önlemlere rağmen Çin’de enerji tüketimi üç katına çıktı ve bu dünya enerji fiyatlarına yansıdı. Dünya ekonomisinin bağlı olduğu Çin’den artan ürün talebini karşılama çabası, hem enerji sektörünü hem de tüketim oranlarını doğrudan etkiledi. Mikroçiplerin endişe verici alanında da benzer bir sorun var. Endonezya’da mayınlı minerallerin taşınmasındaki sorunlar, mikroçip üretiminde büyük aksamalara neden oluyor. Teknoloji sektörü, özellikle otomotiv sektörü, mikroçip sıkıntısından ciddi şekilde etkilenmeye başladı. Güney Amerika, Asya ve Avrupa’da artan sıcaklıklar nedeniyle yaşanan kuraklıklar, geleceğe yönelik karamsar bir tabloya ve gıda fiyatlarında ciddi dalgalanmalara neden oluyor. İklim kriziyle birlikte kuraklıkların artmaya devam edeceği düşüncesi finans çevrelerini bu duruma fiyat koymaya sevk ediyor. Bu da gıda fiyatlarının olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Ayrıca, iç piyasaya yönelik korumacılığın artması, “kıtlık ekonomisi”ni daha da kötüleştiriyor. Özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde sorgulanmaya başlayan “küreselleşme”, sağlık ve iklim krizi sonrasında ülkelerin iç piyasaya yönelik koruyucu önlemler aldığı bir düzeye ulaştı. Bu dönemde ileri sanayileşmiş ülkeler