Dünyanın en eski ve köklü organize suç örgütlerinden biri olan Japon mafyası “yakuza”, son yıllarda devlet ve devletten ayrılan üyeleriyle sorunlar yaşıyor. Hükümetini, büyük malikanelerini, çokuluslu şirketlerini ve ülkenin gecekondu mahallelerini zor, baskı ve şiddetle yönetirken, bugün gelinen noktada devletin baskıcı araçlarıyla kendi kabuğuna çekilmek zorunda kaldı. o. cesaret ve milliyetçilik gibi değerleri benimsediği için bugüne kadar devletle yakın ilişkilerini sürdüren yakuza; özellikle “radikalizme” karşı önemli bir müttefik olarak gösterildi. Ancak küreselleşen dünyada gelenekler dönüştüğü gibi, yakuza da değişim ve dönüşümle karşı karşıyadır. Bir zamanlar yüksek ahlaki değerleri ve katı ilkeleriyle ‘sarsılmaz’ bir yapı sergileyen yakuza, ‘yeni dünya düzeni’ne doğru yozlaşmaya başlar ve eski imajını kaybeder. Özellikle son yıllarda popüler kültürün bir nesnesi haline gelmiştir. Yakuza kültürünün etkileri sayısız filmde, animede (Japon çizimleriyle hazırlanmış hikayelerde) ve günlük hayatın birçok sembolünde bulunur. Yakuza’nın fanatik üyelerinin samuray kılıcı olarak da bilinen ‘Katana’ ile işledikleri vahşi cinayetler sayısız anime filmine konu olmuştur. öte yandan, bu ‘korkulan’ figürler yavaş yavaş ‘evcilleştirilmeye’ ve ‘evcilleştirilmeye’ başladı. Yakuza ile ilgili filmlerde ise onur, sadakat ve itaat vurgusunun yerini hafif bir melankoli alır. Kendine has ritüelleri, giyim tarzı ve cezalandırma yöntemleri olan yakuzanın kökleri Japonya’nın feodal dönemine kadar uzanmaktadır. Edo döneminin (1603-1863) samuray geleneğine kadar uzanan yakuza, Japon askeri tarihi ve geleneklerinden izler taşıyor. İtaat ve sadakat geleneğiyle çevrili yakuza, ataerkil bir ailenin tüm yapısal özelliklerine sahiptir. Mutlak otoriteye dayanan bu ailede sadece bir baba ve çocukları vardır. Hiyerarşinin en tepesindeki öğretmenler, öğrencilerine “gelenek” ve “suç”un tüm inceliklerini aktarırlar. Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın yazıp yönettiği Seven Samurai (1954) ve Yojimbo (1961), zaman hakkında birkaç ipucu sunuyor. Kurosawa, Yojimbo’daki iki karşıt çeteden şehri kurtarmak için seyahat eden bir samurayın mücadelesine odaklanıyor. Gezgin samuray Sajuro, her iki çeteyi de şehirden kovmuştur, ancak çete liderlerinden birinin bir akrabasının şehre gelmesiyle işler değişir. “Tüfek icat edildi, cesaret bozuldu” ifadesini hatırlatacak olan sahne, yakuza’nın bugünkü durumunu özetlemek için de kullanılabilir ama bir farkla… Sonu taşır. Öyle ki, Devletin gerçekleştirdiği operasyonlar nedeniyle etki alanları daraltılmış, ‘yok edilemez’ sayılan suç grupları köşeye sıkıştırılmaya başlandı. Fanatik çete üyeleri son 10 yılda yavaş yavaş ‘suçlu ailelerinden’ uzaklaşmaya başladılar. YAKUZALAR ÇETELERİNDEN HIZLA ÇIKARDI Geçtiğimiz aylarda ‘Kudo-kai’ olarak bilinen suç örgütünün lideri Satoru Nomura (74), eski balıkçı sendikası liderini 1998-2014 yılları arasında öldürerek, aralarında üç kişiyi yaralamaktan idama mahkum edildi. bir hemşire ve emekli bir polis, silahlı ve bıçaklı. Japon tarihinde bir ilk olan bu kararın ardından Nomura mahkeme heyetine bağırarak, “Bu karardan hayatın boyunca pişman olacaksın” diye tehdit etti. Uzmanlar, geçmişte yakuza’nın “bağışıklığını” da bırakan bu kararın gelecek için emsal teşkil edeceğine inanıyor. 2011’de yaklaşık 70.300 yakuza üyesi bilinirken 2020’de bu sayı 25.900’e düştü. Peki ya hayatı sayısız suçla çevrili bir yakuza üyesi çeteden uzaklaşınca ne yapar? İNŞAATTA ÇALIŞMAK VE ATIK TOPLAMAK… Küçük yaşta suçla karşı karşıya kalan bu üyeler, örgütten kaçtıktan sonra lokanta, emlakçı, şantiyede çalışmakta ve gerektiğinde çöp toplamaktadır. Geçtiğimiz günlerde Washington Post yazarı Michelle Lee, çeteden kaçan Takashi Nakamoto (55) aracılığıyla suçtan uzak durmaktan bahsetti. Japonya’nın güneybatısında yer alan Kuyushu Adası’nın en büyük şehri Kitakyushu’da bir erişte restoranı açmayı başaran Nakamoto için savaşan bir diğer çete, mutfak becerileri ve insanlarla olan dostlukları ile eski hayatının acımasızlığını geride bırakmaya çalışıyor. O günlerin en belirgin hatırlatıcısı kopan küçük parmaktır. Nakamoto